Her Hafta 1 Filozof

Augustinus – İpler kimin elinde?

Umutsuzca hakikati bilmek isteyen ve bir Hıristiyan olarak Tanrı’ya inana bir filozoftu Augustinus. Ancak inançlı olması birçok soruya verilebilecek cevaplarının sınırlı olmasına neden oluyordu. Tanrı ne istiyordu ondan? Nasıl yaşamalıydı? Sürekli bunları düşünüyordu.

Augustinus M.S. 350-430 yılları arasında yaşamıştır. Bu dönemden 15. yüzyıla kadar din ve felsefe birbirlerine çok yakındı. Bu dönemde birçok filozof kendi dinlerini dikkate alarak felsefe yapmışlardır.

Bir semavi din inananı olarak Augustinus felsefe ile uğraşarak büyük bir kumar oynuyordu. Yapacağı ufak bir hata, onu cehennem ateşinde sonsuza dek yanacağı bir sonuca götürebilirdi. Augustinus’un en çok aklına takılan sorulardan biri de Tanrı’nın neden dünyada kötülüğün var olmasına izin verdiği idi. Verdiği cevaplar ise inananlar arasında hala popülerdir. Tanrı, mutlak iyidir ve her şeyi bilir. aug

Augustinus’tan önce dünyadaki kötülüklerin nasıl olabileceğini sorgulayan Epikuros’tur. Ancak bakış açısı farklıdır. Epikuros, eğer her şeye gücü yeten bir tanrı varsa kötü olanı nasıl durdurmaz diye düşünüyordu. “Durduramıyorsa da güçleri sınırlı demektir.” diye düşüncesini sürdürüyordu. Augustinus buradan başladı fikirlerine. Burada Tanrı’nın insan kavrayışının ötesinde gizemli bir şekilde hareket edeceği düşüncesi onu tatmin etmedi. Yeni cevaplar arıyordu.

Genç yaşlardayken Tanrı’nın kötülüğe izin vermeyeceğine kanıt bulmak için Manihaizm’i benimsemişti. Bu inanış Pers kökenli bir din idi. Bu dine göre Tanrı en büyük güç değildir, ona eş değer bir de kötü güç olan şeytan vardır. Bu iki kutuplu güç birbirlerine nihai üstünlük sağlayamazlar, ancak zaman zaman üstünlük anları olurdu. İşte mutlak iyi Tanrı’nın kötülüklere izin vermesi bu şekilde açıklanabilirdi. Kötülük karanlık güçlerden, iyilik ise ışığın gücünden gelmekteydi. Bakınız: Star Wars 🙂

İlerleyen yaşlarda Augustinus, bu görüşü reddetti. Bu mücadele neden sonsuz bir mücadeleydi ki? Neden güçlü Tanrı galip gelemiyordu? Bu yeniden mutlak güçlü Tanrı’ya kavuşturmuştu onu ama kötülükleri önlemeyen ya da önleyemeyen Tanrı sorunu ile yine karşı karşıyaydı.

İş bu noktadan sonra hala dinlerdeki popülerliğini sürdüren cevabına yaklaşmıştı: Özgür irade. İnsanoğlu bir sonraki davranışını seçmekte özgürdü, bu da tüm kötü davranışlardan Tanrı’yı muaf tutabilirdi. Sonuçta olan her şeyi bizim seçimlerimiz belirliyordu, Tanrı ise bir gözlemciydi. Augustinus’un bu görüşü Özgür İrade Savunması olarak bilinir. Aslında bu Tanrı’nın bize verdiği bir lütuftu. Hayvanlardan farklı yaşıyorduk. Aksi durumda seçim hakkımız olmadığında ipleri Tanrı’nın elinde olan kuklalardan farklı olmayacaktık.

Haftaya Boethius hakkında konuşacağız.

*Nigel Warburton’dan Flesefenin Kısa Tarihi kitabını okumanızı tavsiye ederiz. Yazıda kitaptan oldukça alıntı yer almaktadır.

Related Posts

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Herşeyolog